Ara
  • Ceren Cubukcu

Sorgulayan, konuşan çocuklarımız ile gurur duymak …


18 senelik meslek hayatımda sıklıkla birilerine birşeyler anlatmak, sunum yapmak zorunda kaldım…Zorunda kaldım aslında doğru tabir çünkü benim neslimde yetişen profesyoneller için pek de keyifli değildir aslında birilerinin karşında konuşmak… çoğumuz bir anfi dolusu arkadaşımızda birlikte dinleyerek geçirmişmişizdir öğrencilik hayatımızı… dersler daha çok monolog…sizden beklenen sessizce dinlemeniz, tercihen soru sormamanız.

Eğitim hayatınının ciddi bir bölümünü yurtdışında geçiren ben ilk başlarda çok yadırgamıştım bu rahat öğrencilik rutinini, sonra sessizliğin değerli, derse katılımın beklenen olmadığı ortamın rahatlığına daha doğrusu rehavetine ben de hızlıca kapıldım, öğrencilik hayatımı son derece sorunsuz başarıyla tamamladım.

Ama özümde yokmuş sessiz olmak, fikrini kendine saklamak ki reklamcı oldum, işimin fikrini söylemek olmasını çok sevdim. Zamanla tekrar topluluk önünde kendini ifade ederken rahatladım, keyif almaya başladım. Geçen haftalarda 9 yaşındaki kızımın okulundan 3. sınıfların işlediği “bilinçli tüketici olmak” ünitesinde konuk konuşmacı olmak için bir davet aldım. Özetinde beklenen o yaş grubu çocuklara reklamlar ve bilinçli tüketici olmak konusunda onların yaşının anlayacağı bir sunum yapmamdı ve reklama en çok maruz kalan gruplardan olan çocukları belli konular konusunda birinci ağızdan uyarmamdı.

Açıkçası daveti memnuniyetle kabul etmekle birlikte biraz da endişelendim, bir salon dolusu 9 yaşa ben ne anlatacaktım? Kızım bir de “anne lütfen sıkıcı bir sunum hazırlama, eğlenceli resimler olsun, tercihen de işe giyindiğinden daha şık şeyler giyip gel” deyince biraz panikledim. Onlara yaptığımız işi mümkün olduğunca basit eğlenceli ve renkli bir dilde anlatan ama onlara birey olarak bilinçli tüketimi öğütleyen oldukça kısa bir sunum hazırladım. Mesleki değerlerim ile anne tarafımın aynı sunumda birleşmesine çalıştım. Sunum günü 50 dk. lık bir söyleşi olacağını öğrendiğimde açıkçası 20 dk da biteceğini çocukların soru sormayacağını, zaten uzun sure konsantre olmakta ciddi sorun yaşayan bu yaş grubunun bir süre sonra da sıkılacaklarını düşündüm.

Z kuşağının bu temsilcileri beni fazlasıyla haksız çıkardı… Özgüvenleri, sosyallikleri, kendilerini ifade etme biçimleri, sorgulayan tavırları ile biz anne babalarından fazlasıyla farklı bir jenerasyon geliyor. Soru sormaktan, aldıkları cevapları sorgulamaktan çekinmiyorlar. Düşündüklerini utanmadan sıkılmadan ifade ediyorlar. Hayata çok farklı bir açıdan bakıyorlar.

Bana ilk sordukları soru beni hem şaşırttı hem de çok sevindirdi… daha kendimi yeni tanıştımıştım ki bir oğlan çocuğu hemen elini kaldırdı ve bana işinizi seviyor musunuz dedi? Onlardan önceki jenerasyonlar çoğu zaman kendilerine bile bu soruyu sormadan emekli olabiliyorlar…sevmedikleri, onlara keyif vermeyen, çoğu zaman aile ya da toplum baskısı ile onlara diretilen işlere yıllarını veriyorlar hiç kendilerine sormadan… bu çocuklar değil… bu çocuklar bizim gibi yetişmiyor, en azından 3 olsun 5 olsun diye düşünmeyen ailelerde yetişen çocuklar çok daha farklı bir bilinçle büyüyor, bu çocuklara diretmek çalışmayacek, ikna etmek gerekecek. Su küçüğün söz büyüğün bir ikna cümlesi olamayacak.

50 dakika sonra aynı çocuk tekrar sordu… size sunumun başında sordum… işinizi çok sevdiğinizi söylediniz… sonra bize bazen reklamlarda isteyerek ve bilerek çocukların kandırılabildiğini anlattınız, utanmıyor musunuz çocukları kandırmaya?

Gülümsedim, keşke bir 50 dakikam daha olsaydı…

Çocuklarınızla, çocuklarla konuşun, onları konuşturun…ama dinliyormuş gibi yapmayın, gerçekten dinleyin… o kadar çok öğreneceğimiz şey var ki.

11 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Piyango