Ara
  • Ceren Cubukcu

Yaz Evi


Ben büyürken babamın işi dolayısıyla bir şehirde hiç 5 yıldan fazla oturmadık… o 5 yılın da benim ilkokula başladığım ve bitirdiğim 5 yıla denk gelmesi büyük şans oldu… O zaman hala herkesin birlikte okuyabildiği devlet ilkokulları ortalamanın üzerinde bir öğrenciysen senin istediğin okulu kazanabileceğin altyapıyı sağlıyordu.

Bizim evin okula giderken basit kuralları vardı… en standart okul önlüğü, çanta vs. alınırdı, herkes günlük ne kadar kantin harçlığı alıyorsa ben de o kadar alırdım, farklılıklar değil aynılıklar önemsenirdi… bir de beslenme çantasına muz girmezdi… elma evet ama muz her beslenme çantasına giremediği için benimkine de giremezdi, muz yenecekse evde yenirdi.

Sınıfta kimin ailesi Türk, Kürt, Alevi vs hiç bilmedim… evde bunlar da politika da hiç konuşulmadı…

Anneanneme gittiğimde en yakın arkadaşım benimle yaşıt Ermeni Melinda idi… anneannemler o apartmanda oturan tek Türk aileymiş sonradan öğrendim… benim için sadece isimler, şive ve arada bizde pişti size de getirdik diye gelen yemekler farklıydı.

Hep sorarlar bu kadar taşınıyor olmak, sabit bir adresin pek olmaması zor değil miydi diye… başka şehirlere, başka bir ülkeye taşındığımızda alışmakta pek zorlandığımı söyleyemem.

Taşınmak konusunda aile olarak baya pratikleşmiştik… yeni ev 1 gece yatıldığında “ev” olurdu…

Biz evlendiğimizde eşimin ailesi hala o doğduğunda oturdukları evde oturuyorlardı…

Benim çocukluğumun sabiti ise biz nerede oturursak oturalım hep sabit olan Yaz Evi’ydi.

Okul kapanınca yazlar babaannemin Çeşme’deki evinde geçerdi.

Tüm torunların birarada kalabildiği ranzalı bir “koğuş” odamız vardı.

Babannem istisnasız her akşam bize yatarken hep aynı masalı anlatırdı… o sıkılıp hafif akışı değiştirse, bir cümle atlasa birimiz hemen kaldığı yerden devam ederdik ezbere bildiğimiz masala… sonradan öğrendik ki masalı da zaten o uydurmuş… vermek istediği nasihat ve derslere göre de modifiye ediyordu işine gelince.

Babaannemi kaybettik, 2 yazdır Yaz Evi benim çekirdek ailemin yazın evi…

Ev benim çocukluğumdaki ev değil tam olarak, 3-4 sene önce ciddi bir tadilatan geçti.

Sömestrlerde gelince yanan, evin buz gibi soğunu ve rutubetini kıran şömine üzerindeki siyah kuş heykeli aynen duruyor.

Arka bahçede basit bir çocuk parkı vardı… şu anda kullanan pek olmasa da hala orada. Zıplayarak asıldığım tırmanma duvarı omuzlarımda kalıyor…

Evin önündeki ufak palmiye tüm ev boyunca yükseliyor…

Evin önündeki koy aynen ben çocukken olduğu gibi bakir… deniz tam olarak aynı kayadan itibaren derinleşiyor, yeni yüzme öğrendiğimizde bizim için doğal sınırı oluştururdu.

Ben çocukkenki çırak şimdi bakkalın kendisi, hala bence en güzel İzmir tulumunu o satıyor, tüm mahallenin seceresine hakim.

Her haftasonu evin olduğu sokağa döndüğümde yaz tatiline gelen çocuk ben gibi hissediyorum.

Bu sefer evde beni geçen haftanın haberleri ile heyecanla bekleyen bir kız çocuğu var…

Her gün yeni bir bomba düşen hayatımızda, bugünlerde sıkça duyduğumuz çekip gitmek lazımlara rağmen Yaz Evi’nin her şeye rağmen sabitliği bana iyi geliyor.

Yaşanan travmalarda beyin o hattı kapar travma anını siler ve bilgi akışını başka bir hatta aktarırmış ki vücut devam edebilsin… unutmayı beceremiyorum ama kafamdaki çatlak sesleri duymamak için çaba harcıyorum.

Yine de kafamda dönen sorular durmuyor, kızım bu ülkede benim büyüdüğüm özgürlükte büyüyebilecek, kendini güvende, eşit vatandaş hissedecek, istediğini özgürce okuyacak, yazacak, giyecek, hayallerinin peşinden gidebilecek, kızımın kızı da Yaz Evi’nde annesinin yolunu beklecek mi? dünyanın en kötü masal anlatıcısı ben kendi uydurduğum masalları ona anlatabilecek miyim bundan 25-30 sene sonra?

Benim için korunacak demokrasi budur.

75 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Piyango